<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yeni çıkan kitaplar &#8211; Bedrettin Şimsek</title>
	<atom:link href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tag/yeni-cikan-kitaplar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr</link>
	<description>Türk Edebiyatının en tehlikeli yazarı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Jan 2020 13:39:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.9.2</generator>
	<item>
		<title>&#8216;Tehlikeli Düşünceler&#8217; üzerine bir yazı &#8211; Yeni çıkan kitap</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tehlikeli-dusunceler-uzerine</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 18:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin başkalarından daha güzel yazmak için kendini paraladığı günümüzde, bu kadar çok bayağı olunmasının sebebi nedir? Çünkü yazarlar, ancak doruklarda açan güzellik çiçeğini koparmak için yükseklere tırmanmaya çalıştıkça, daha derin bir bayağılık çukuruna düşmekten kendilerini alamıyorlar.Yuvarlandırdıkları yerde birbirlerine benziyorlar. Sonra birbirlerine bakıp edebiyatın bu olduğunu sanıyorlar.Güzel sözler kendiliğinden doğar. Tasarlanarak yaratılan güzellik, tabiatta kendiliğinden açan&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tehlikeli-dusunceler-uzerine">&#8216;Tehlikeli Düşünceler&#8217; üzerine bir yazı &#8211; Yeni çıkan kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Herkesin başkalarından daha güzel yazmak için kendini paraladığı günümüzde, bu kadar çok bayağı olunmasının sebebi nedir? Çünkü yazarlar, ancak doruklarda açan güzellik çiçeğini koparmak için yükseklere tırmanmaya çalıştıkça, daha derin bir bayağılık çukuruna düşmekten kendilerini alamıyorlar.<br>Yuvarlandırdıkları yerde birbirlerine benziyorlar. Sonra birbirlerine bakıp edebiyatın bu olduğunu sanıyorlar.<br>Güzel sözler kendiliğinden doğar. Tasarlanarak yaratılan güzellik, tabiatta kendiliğinden açan çiçeklerin yanına bizim koyduğumuz yapma çiçekler gibidir.<br>Çünkü bir şey anlatmak için yazarsanız anlamı boğarsınız. Günümüz yazarlarının eserlerinde anlamlı sözler yer olmamasının nedeni, söylemek istediklerini uzun uzun anlatmaya çalışmalarıdır. Sıradan bir yazar bir olayı kavratmak için onu bize anlatmaktan başka bir yol bulamaz. Büyük yazarlar ise bir olayı anlamamızı onu bize anlatmadan da başarırlar.<br>Özlü sözler fikir ürünü değildir. Onlar düşünülmeden ilhamla ortaya çıkar. Eğer düşünerek özlü sözler bulmaya çalışırsanız aklınıza aptalca şeyler gelme olasılığı daha çoktur. O halde özlü sözler bulmak için onları aramaya çıkmayın, sadece kapınızı açıp bekleyin.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/teh1-438x627.jpg" alt=""/></figure>



<h2>Son Eserler</h2>



<p>BEDRETTİN ŞİMŞEKAydınlanma edebiyatı</p>



<ul><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-a90f5cdd-9106-3">Tehlikeli Düşünceler</a></li><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-710840bb-503e-2">Aşk Bir Delilik mi?</a></li><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-1491469625125-2-5">Adem ve Havva</a></li></ul>



<p>Türkiye’de modern aydınlanma edebiyatının kurucusu Bedrettin Şimşek’ten olağanüstü yaratıcılığını kanıtlayan yazınsal bir mucize…</p>



<p>Felsefeyi sanata dönüştüren bir edebiyat harikası…</p>



<p>Hepsi yazara ait pek çok tehlikeli düşünceyi bir araya getiren zeka yüklü bir başyapıt… İnsan aklının en soylu eserlerinden biri…</p>



<p>Gerçek edebiyatı arayan, özleyen bütün aydınlık insanlara…<a href="http://shopier.com/2283692">TEHLİKELİ DÜŞÜNCELER KİTABINI TEK TIKLA SATIN ALIN<br> </a></p>



<figure class="wp-block-embed-wordpress wp-block-embed is-type-wp-embed is-provider-bedrettin-simsek"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="Lc8nGGswNj"><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/">Ana sayfa</a></blockquote><iframe title="&#8220;Ana sayfa&#8221; &#8212; Bedrettin Şimsek " class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted" style="position: absolute; clip: rect(1px, 1px, 1px, 1px);" src="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/embed#?secret=Lc8nGGswNj" data-secret="Lc8nGGswNj" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe>
</div></figure>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tehlikeli-dusunceler-uzerine">&#8216;Tehlikeli Düşünceler&#8217; üzerine bir yazı &#8211; Yeni çıkan kitap</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir eleştiriye yanıt</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bir-elestiriye-yanit</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 18:22:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2958</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gün aklı başında bir kişi bana bugüne kadar altı kitap yazmış olmama rağmen neden bu kitaplardan hiçbir yerde söz edilmediğini sordu ve şöyle bir yorumda bulundu: ‘Demek ki kitaplarınız edebi bir değer taşımıyor. Siz de kötü bir yazar olmalısınız ki, yayınevleri kitaplarınızı yayınlamıyor. Okurlar da kitaplarınızı beğenmemişken, çünkü onları kimse satın almıyor, sizin kendinizi&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bir-elestiriye-yanit">Bir eleştiriye yanıt</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir gün aklı başında bir kişi bana bugüne kadar altı kitap yazmış olmama rağmen neden bu kitaplardan hiçbir yerde söz edilmediğini sordu ve şöyle bir yorumda bulundu:<br> ‘Demek ki kitaplarınız edebi bir değer taşımıyor. Siz de kötü bir yazar olmalısınız ki, yayınevleri kitaplarınızı yayınlamıyor. Okurlar da kitaplarınızı beğenmemişken, çünkü onları kimse satın almıyor, sizin kendinizi böyle büyük yazar olarak görmeniz, bütün âlemi aptal kendinizi de akıllı yerine koymak değil de nedir?’<br> Ona şöyle yanıt verdim:<br> ‘Bahsettiğiniz olumsuzluklar gerçeği yansıtıyor. Kitaplarımın üzerinde konuşulmaya değer şeyler görülmediği ortada. Yayınevlerinin beni yazar yerine koymadıkları belli. Okurun beni sevmediği de açık bir gerçek.. Ama yazdıklarımın değeri değil, önüme konulan bütün bu engellere karşın hala yazmaya devam etmem tezinizi çürütüyor. Eğer sözleriniz doğru olsaydı inanın, tüm bu zorluklardan yılar, kalemi kâğıdı bırakırdım. Yazdığım her kitap beni büyük zarara soktu. Her biri zaman kaybından başka bir şey değildi. Son kitabım beni az daha iflas ettiriyordu. Yazmak bugüne kadar bana üzüntüden başka bir şey vermedi. Kimseden destek görmedim. Bütün kapılar suratıma kapandı. Pek çok şeyden mahrum kaldım. Keşke yazmasaydım dediğim çok oldu. Şimdi kim on beş yıl, yirmi yıl, hem de istemeye, istemeye bu inadı gösterebilir?<br> Bu sıkıntıya katlanabilir? Bir yazar olmayan biri, içten gelen bir dürtü olmadan, hayatından bu kadar çok fedakârlık yapabilir mi? Ama merak etmeyin. Şu an yazmakta olduğum kitabımla bütün çilem sona erecek. Yeni kitabımla düşmanlarım beni kendimden kurtarıp, varlığımı huzura erdirecekler.’</p>



<p>yeni çıkan kitaplarıma göz atabilirsiniz.</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/teh1-438x627.jpg" alt=""/></figure>



<h2>Son Eserler</h2>



<p>BEDRETTİN ŞİMŞEKAydınlanma edebiyatı</p>



<ul><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-a90f5cdd-9106-3">Tehlikeli Düşünceler</a></li><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-710840bb-503e-2">Aşk Bir Delilik mi?</a></li><li><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/#tab-1491469625125-2-5">Adem ve Havva</a></li></ul>



<p>Türkiye’de modern aydınlanma edebiyatının kurucusu Bedrettin Şimşek’ten olağanüstü yaratıcılığını kanıtlayan yazınsal bir mucize…</p>



<p>Felsefeyi sanata dönüştüren bir edebiyat harikası…</p>



<p>Hepsi yazara ait pek çok tehlikeli düşünceyi bir araya getiren zeka yüklü bir başyapıt… İnsan aklının en soylu eserlerinden biri…</p>



<p>Gerçek edebiyatı arayan, özleyen bütün aydınlık insanlara…<a href="http://shopier.com/2283692">TEHLİKELİ DÜŞÜNCELER KİTABINI TEK TIKLA SATIN ALIN<br>

</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bir-elestiriye-yanit">Bir eleştiriye yanıt</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden popüler bir yazar değilim?</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-populer-bir-yazar-degilim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 18:19:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Felsefe çağı bitti. Şimdi size ne deniyorsa ona inanmak zorundasınız. Bu yüzden edebiyatta düşünceye artık yer yok. Eğer bir fikir sahibi olduğunuzu düşünüyorsanız popüler bir yazar olmayı aklınızın ucundan bile geçirmemelisiniz. Bugün bir yazar olmak için yetenekli olmaya da gerek yok. Hatta yeteneksiz olmak daha iyi bile. Ne de olsa yeteneksiz birini yetenekli gibi gösterebilir,&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-populer-bir-yazar-degilim">Neden popüler bir yazar değilim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Felsefe çağı bitti. Şimdi size ne deniyorsa ona inanmak zorundasınız. Bu yüzden edebiyatta düşünceye artık yer yok. Eğer bir fikir sahibi olduğunuzu düşünüyorsanız popüler bir yazar olmayı aklınızın ucundan bile geçirmemelisiniz.<br> Bugün bir yazar olmak için yetenekli olmaya da gerek yok. Hatta yeteneksiz olmak daha iyi bile. Ne de olsa yeteneksiz birini yetenekli gibi gösterebilir, ama yetenekli birini yeteneksiz gibi gösteremezsiniz. Çünkü günümüzde hiç kimse istenildiğinde gözden düşürülemeyecek birinin yükselmesini arzu etmez. <br> Bugün en çok satan yazarlara baktığımızda çoğunun bir gazetede yazdığını görüyoruz. Neden?  Çünkü ancak bir kukla gibi iplerinin elinizde olduğu birine güvenebilirsiniz. Onun kitaplarını gönül rahatlığıyla yayınlayabilirsiniz. İçlerinde tehlikeli şeyler olmayacağına inanabilirsiniz. Zaten onları bu kadar sıkıcı, vasat yapan da bu ya..<br> Eğer bir yazar olarak, bir kral tahtında oturmayı hak etmişseniz, hiç kimsenin sizi o tahta oturtmayacağına emin olabilirsiniz. Çünkü hak ettiği bir mevkide oturana dalkavukluk yaptıramazsınız. Bu yüzden bugün edebiyatta, basın dünyasında çoğu kişi hak etmedikleri mevkilere yükseltilmişlerdir.<br> Günümüzde iyilik yapanın iyilik bulacağına ancak deliler inanır. Buna inanmak bir insanın çalışarak zengin olacağına inanmak kadar saçmadır. Eğer iyilik yapan kötülük buluyor, insan çalışmakla daha da yoksul düşüyorsa aynı durum edebiyat dünyasında da geçerlidir.<br> Demek ki bugün popüler olmak için kötü yazmak yetmiyor. Kötü kalpli de olmak gerekiyor. Bu yüzden çağdaş edebiyatın kendine konu olarak kötülüğü seçmesi kimseyi şaşırtmamalı.<br> İşte tüm bu sebeplerden dolayı popüler bir yazar değilim. Ancak böyle, ben kimseye haksızlık yapmadım, haksızlığa göz yummadım, yeteneğim kötü insanların elinde bir araç olmadı, hiç kimsenin acı çekmesine sebep olmadım, diyebilirim. Sonunda acı çeken ve haksızlığa uğrayan ben olsam da..</p>



<p><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/">yeni çıkan kitap ve yeni çıkan kitaplarıma göz atabilirsiniz.</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-populer-bir-yazar-degilim">Neden popüler bir yazar değilim?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazarlık Üzerine &#8211; Yeni Çıkan Kitaplarım</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/yazarlik-uzerine</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 18:13:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2953</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bir eseri, yazarından daha uzun ömürlü yapan nedir, bulmak zordur; ama alkış ve ödül olmadığı kesindir. Nitekim bugün yazarların kazandıkları en parlak zaferler bile hiç unutulmayacakları anlamına gelmez.O halde büyüklük iddiası taşıyan her yazar, edebiyat tahtında bir hak talep etmek için eserini yarına taşıyacak olanın ne olduğunu bize söylemelidir.Bir yazarı ölümsüz kılan, iyi bir&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/yazarlik-uzerine">Yazarlık Üzerine &#8211; Yeni Çıkan Kitaplarım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;</p>



<p>Bir eseri, yazarından daha uzun ömürlü yapan nedir, bulmak zordur; ama alkış ve ödül olmadığı kesindir. Nitekim bugün yazarların kazandıkları en parlak zaferler bile hiç unutulmayacakları anlamına gelmez.<br>O halde büyüklük iddiası taşıyan her yazar, edebiyat tahtında bir hak talep etmek için eserini yarına taşıyacak olanın ne olduğunu bize söylemelidir.<br>Bir yazarı ölümsüz kılan, iyi bir kurguyla güzel bir hikâye anlatması olabilir mi?<br>Günümüz romancılarına bakıyor, onlar dünküleri nasıl unutturduysa, gelecekte daha iyi kurguyla çok daha güzel hikâyeler anlatacak romancıların da bugünküleri öyle unutturacaklarını düşünüyorum.<br>Güzel bir kitap yazmak da geleceğin yazarları arasında bir yer kapmak için yeterli olamaz. Çünkü her güzellik zamanla sararıp solar. Aynı ihtiyarların yerlerini gençlere bıraktığı gibi, onlar da yerlerini yeni gelen daha taze başka güzellere bırakır.<br>Bir yazarın yarına kalmasını sağlayan, üslup da olmadığına göre, o halde nedir?<br>İşte bu tarif edilemez. Eğer bir yazarı ölümsüz kılan şey, kelimelere dökülebilseydi hemen reçetesi çıkarılır, ilaç gibi her yazara sunulabilirdi.<br>Peki, günümüzün kısır edebiyatında yıpratıcı zamana dayanabilecek, yarının usta yazarları karşısında dimdik ayakta duracak, gelecekte yeni şaheserler ortaya çıktığında bile gözden düşmeyecek eserler var mı?<br>Pek çokları benim ‘Tehlikeli Düşünceler’ adlı kitabım nedeniyle kendimi Türk edebiyatının en büyük yazarı olarak ilan etmemi densizlik olarak nitelediler. Büyüklüğün ancak ücretle satın alındığı günümüzde bunun bedavaya getirilmiş olmasına içerlediler. Bazıları ancak kendilerinin büyük ilan ettikleri kişilerin büyük sayılması gerektiğini söylediler. Herkesin elinden gelse kendi dalkavuğunu oturtacağı kral tahtının zaten dolu olduğunu eklediler. Kimileri de yazarın böyle bir iddiada bulunmak için kimden izin aldığını sordular. Bazıları beni ciddiye almayarak basiretsizlik gösterdiler. Oysa bir yazarın böyle bir iddiada bulunmasının ne sakıncası var?  Keşke her yazar neden önemli olduğunu bize tek bir cümleyle söyleyebilecek bir yaratıcılığı sergileyebilseydi. Pek çoklarının değerli bulduklarının bile neden değerli olduğunu söyleyemediği, bunun için klişelere başvurduğu, herkesin tekniğiyle, eserine verdiği şekille övündüğü bu ruhsuz, anlamsız devirde hepimizin şu soruyu sorma hakkımız olduğu düşünüyorum: Bugün edebiyatta hiç kimsenin aklına gelemeyecek şeyleri hiç kimsenin söyleyemeyeceği bir tarzda söyleyecek eserlerinde aşk, ölüm gibi tüketilmiş temalar üzerine bile hala yeni şeyler söylenebileceğini bize gösterecek kim var? Nobel ödülü almış yazarların kitaplarında dahi tek bir orijinal fikre rastlanmazken acaba biri çıkar da okurun yadırgayacağı en aşırı düşünceleri bile incelikle ifade eden bir yazar ismi bize söyleyebilir mi? <br>Eğer söyleyemezse o zaman beni ayıplayanlara dönüp derim ki: <br>‘Türk edebiyatı bir evse, ben de o evi saran bir yangınım. Bu evi bir gün içindekilerle birlikte yakıp kül edeceğim.’</p>



<p></p>



<p><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/">yeni çıkan kitap ve yeni çıkan kitaplarıma göz atın</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/yazarlik-uzerine">Yazarlık Üzerine &#8211; Yeni Çıkan Kitaplarım</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanrı var mı, yok mu? Bir mesaja yanıt.</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tanri-var-mi-yok-mu-bir-mesaja-yanit</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 15:38:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2949</guid>

					<description><![CDATA[<p>Subject: Re: Bedrettin ŞimşektenFrom:To: bedrisimsek@hotmail.com Merhaba Bedrettin Bey, İnternet vasıtası ile Aşk Zehri ve Tehlikeli Düşünceler kitaplarınızı edinebildim ve okumaya başladım. Din ve Tanrı konusunda sizinle aynı görüşte bulunmamam, Aşk Zehri&#8217;ndeki deyiş bütünlük ve güzelliğininden, üslub sağlamlığından çok etkilenmemi engellemiyor. Tehlikeli Düşünceler&#8217;deki aforizmaların arkasında ise bir sahihlik, -eski söyleyişle- bir tefekkür cehdi bulunduğu hemen anlaşılıyor.&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tanri-var-mi-yok-mu-bir-mesaja-yanit">Tanrı var mı, yok mu? Bir mesaja yanıt.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Subject: Re: Bedrettin Şimşekten<br>From:<br>To: bedrisimsek@hotmail.com</p>



<p><code>Merhaba Bedrettin Bey,</code></p>



<p>İnternet vasıtası ile Aşk Zehri ve Tehlikeli Düşünceler kitaplarınızı edinebildim ve okumaya başladım. Din ve Tanrı konusunda sizinle aynı görüşte bulunmamam, Aşk Zehri&#8217;ndeki deyiş bütünlük ve güzelliğininden, üslub sağlamlığından çok etkilenmemi engellemiyor. Tehlikeli Düşünceler&#8217;deki aforizmaların arkasında ise bir sahihlik, -eski söyleyişle- bir tefekkür cehdi bulunduğu hemen anlaşılıyor. Düşünsel yaşanmışlığa dayanan, yaşayan sözler bunlar. Yeni çıkacak kitabınızı da heyecanla bekleyeceğim.</p>



<p>Edinebildiğim bu iki kitabınızı, hafta sonuna kadar bitirmeyi umuyorum. (Bitirmek deyişi, özellikle Tehlikeli Düşünceler için yanlış oldu, bir başucu kitabı o). Sonrasında sizinle görüşüp, kitaplarınızı imzalatmak isterim.</p>



<p>Güzellikler dilerim.</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</p>



<p>From: bedrisimsek@hotmail.com<br>To: …………………..<br>Subject: RE: Bedrettin Şimşekten<br>Date: Wed, 7 Nov 2012 09:42:27 +0200</p>



<p>Sayın …..</p>



<p>Nezaketiniz için teşekkür ediyorum. Yalnız şunu belirtmem gerekir ki, benim hakkımda sadece siz öyle düşünüyorsunuz. Çünkü ben kötü bir yazar olmalıyım ki, bugün hiçbir yayınevi kitaplarımı yayınlamak istemiyor. Nitekim Gogol’un üç öyküsünden yola çıkarak yazdığım son romanım bütün yayınevleri tarafından geri çevrildi. Ben kendi paramla çıkarayım diyorum ama sonunda satılmayacak bir kitabı bastırmanın ne anlamı var? Nitekim <em>Tehlikeli Düşünceler</em> bana az üzüntüye mal olmadı. <em>Aşk Zehri</em> adlı kitabım da onu çıkaran yayınevini zarar ettirdi. Kitaplarım yayınlansa bile kitapçılar onları raflarına koyacak kadar değerli bulmuyor. Koysa bu kez okurlar okumuyor.</p>



<p>Mesajınızda benimle aynı fikirde olmadığınızı belirtmişsiniz. İnsan aynı fikirde olduğu kişilerin düşüncelerini bilmese de olur; ama fikirlerine katılmadığı birinin düşüncelerini iyice bilmelidir ki, neye karşı çıktığını anlasın. Bu yüzden din ve tanrı hakkındaki düşüncelerimi size açıklamayı borç biliyorum. Umarım fikirlerimle sizi incitmiş olmam.</p>



<p>Elbette tanrı yoktur demek hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez. Tanrı vardır deyip bir cetvelle ölçüp biçmiş gibi onu tarif etmeye yeltenmek ise afakî bir şeydir. Ama kuşkunuz olmasın, eğer tanrı varsa, bilim bir gün onu saklandığı yerden bulup çıkaracaktır. Öyle ya,&nbsp;evrende göremediklerimiz gördüklerimizden çok daha fazlayken nasıl olur da hiçbir şeyin olmadığından söz edilebilir? Bu tanrı olsa bile..</p>



<p>Eğer hatırlarsanız Aşk Zehri adlı kitabımda ölüm anında vücuttan çıkan değil, vücuda giren bir şeyin olduğundan, bunun da ruhun olmadığını kanıtladığından söz ettim. Her canlı bir ışık görerek ölmektedir. Bu ışık, elbette beynin bir marifeti ya da vücuttan ayrılan ruhun cennete gidip orada gördüğü bir şey değildir. Yoksa hayvanlar da bizimle birlikte cennete girerdi. Bu kanımca, boşluktan doğan, bir gün fizikçilerin keşfedeceğinden emin olduğum bir fotonun vücuda girmesi sebebiyledir. Bu size deli saçması gelebilir; ama yine de ölüm anında vücuttan bir ruhun çıktığı, o ruhun daha sonra cennete seyahat ettiği ya da öldüklerinde insanın bir yere, hayvanın başka yere gittiği tezinden daha saçma değildir.</p>



<p>Şimdi, o bize nereden gelmektedir? Her fotonun bir kaynağı varsa, demek ki, onu gönderen bir şey vardır ve o belki de evrenin henüz göremediğimiz derinliklerindedir. Ona tanrı diyebilir miyiz? Eğer dersek, o bize dinlerin tarif ettiği tanrı mıdır? Sanırım bunun yanıtının verilmesi gerekir.</p>



<p>Yine Aşk Zehri adlı kitabımdan hatırlayacağınız üzere henüz ölenler için ‘Ölü değiller ama yaşamıyorlar da’ demiş, onların hala ölümle hayat arasında bir yerde durduklarından söz etmiştim. Bir gün ölüleri diriltilmenin mümkün olduğunu, bunun da bize tanrının olmadığını kanıtlayabileceğini yazmıştım. Şimdi İngiltere’nin Southampton üniversitesinde Dr. Sam Parnia’nın yirmi beş hastaneyle ortak yaptığı bir bilimsel araştırma bu sözlerimi kısmen de olsa doğrulayacak gibi görünüyor. Eğer İngilizce biliyorsanız internette <em>aware study</em> diye arayınız. Daha sonuçları açıklanmamış bu araştırmaya göre ölüm bir an değil, bir süreçtir. Dr. Parnia buradan yola çıkarak ölülerin hayata döndürülebileceğinden söz ediyor. Bu araştırma şu soruya yanıt aramaktadır: Bilinç, beynin bir ürünü müdür? Yoksa beyinden bağımsız mıdır? İlk bulgular bilincin beyinden bağımsız olduğu yönündedir. Eğer sonuçlar bu tezi doğrularsa yaratıcı bir tanrı olduğu fikri büyük bir darbe yiyecektir. Çünkü bilinç ölümden sonra varlığını sürdürüyorsa, doğumdan önce de var olmuş demektir. Hep var olduğumuza göre demek ki, biz yaratılmadık. Yine Dr. Sam Parnia’a göre ölümden sonra bilinç bir süre uyanık kalmaktadır; yani ölüler bir an için etraflarında olup biteni görebilmektedir. Benim kişisel kanaatim daha sonra bilincin farklı bir boyuta geçtiği, o boyutun da rüyalarımızın yapıldığı malzemeden yapılmış olduğudur. Bu konulara <em>Gogol’un üç öyküsünün romanlaştırılması</em> adlı son kitabımda uzun uzun değindim.</p>



<p>Eğer <em>aware study</em> bilincin beyinden bağımsız olduğunu ortaya koyarsa insanda farklı bir maddeden yapılmış yeni bir organ bulunmuş gibi olacaktır. Demek ki beynimiz, bilincimizin bir alıcısı gibi çalışmaktadır. Ne var ki, bilinç kusursuz bir radyo vericisi gibi olsa da, alıcı verici kapasitesinde değildir. Çünkü bilinç, eter gibi sonsuza yayılan, bir yerle sınırlandırılamayan, mekâna bağlı olmayan bir şeydir. Ben ise mekâna bağlıdır, kusurlu beynimizin bilincimizi algıladığı yerle sınırlanmıştır. Bu yüzden beyin aldığından pek azını, o da yalan yanlış aktarır. Yani değerlendirmelerimizin yanlış algı olması ihtimali çoktur.</p>



<p>Eğer öyleyse, aynaya baktığımızda gördüğümüz şey konusunda bile yanılıyorsak, o zaman tanrı konusunda da yanılmamız kaçınılmaz.</p>



<p>Bilim, insanın evrendeki yerine dair tüm inanışlarını yıktı. Şimdi sıra insanın kendi benine dair inanışının yıkılmasına geldi. Bir düşünün, güneşin gerçekte ne olduğunu anlamamız bile binlerce yıl aldı. Güneş her gün karşımızda durduğu halde onun ne olduğunu çok sonra bilim sayesinde öğrendik. Bilim bir gün bize de ne olduğumuzu söyleyecek. Böylece <em>benin ben olmadığı</em>, ben duygusunun kaynağını bedenimizin dışında aramak gerektiği ortaya çıkacak. Çünkü hali hazırda kendi kendimizi tarif edişimiz, ilkel insanın güneşi başka bir şey sanmasına benziyor. Oysa ne tanrı bizim inandığımız gibi bir tanrıdır, ne de biz kendimiz düşündüğümüz gibiyiz. O halde çok az şey biliyorken kesin konuşmak, insanın inandıklarına ancak inanmak istemesiyle açıklanır.</p>



<p>Ben bilincin bize o fotonu gönderen kaynakla aynı nitelikte olduğunu düşünüyor, başta sorduğum soruyu tekrar soruyorum: O şey tanrı olabilir mi?</p>



<p>İçimden bir his, o tanrı olsa bile onun tapılacak ya da putlaştırılacak bir tanrı olmadığını ama tüm canlılığın özü olduğunu söylüyor. O biraz felsefenin daha çok da fizik biliminin konusuna girmektedir. Yani size ibadet edilecek bir tanrı olmadığını söylesem de yine bir tanrı olmadığını söylemiyorum. Eğer kesin konuşursam dindarların düştüğü hataya düşerim.</p>



<p>Elbette bilim, bugün Higgs parçacığı diye adlandırdığı tanrıyı keşfetmenin kapısını açacaktır. Bilim sayesinde, güneşin güneş olduğu anlaşıldıktan sonra put olmaktan çıkması gibi bilim gerçek tanrıyı keşfedince, bütün dinler ortadan kalkacaktır.</p>



<p>Çünkü günümüzün tanrısı, kaba saba bir karikatürden, insanoğlunun arzularının ona yansımasından başka bir şey değildir. O bir insanın diğer insan üzerinde tahakküm kurmasının bir aracıdır. Tarih boyunca da hep zorbalığa alet olmuştur. Siyasete alet edilen din ise tanrıya ulaşmanın değil, ahlaksız politikacılar için iktidar olmanın bir yoludur. Bu yüzden kendilerine söylenen tanrıya inananlar, ya korkularından ya da aslında öyle bir tanrının olmasını arzu ettiklerinden ona inanıyorlar. Tanrı yok diyenler onların arzularına karşı geldiklerinden şiddetle karşılanıyorlar.</p>



<p>Bana sorarsanız, asıl tanrıya inananlar, tanrıdan habersiz yaşayanlardır. O halde tanrıyı bulmak için önce onu reddetmek gerekir.</p>



<p>Bu düşüncelerimi size çok saçma gelen, ölümümüzden önce vücudumuza giren bir foton olduğu tezi üzerine kurdum. Elbette bilim kanıtlamadıkça böyle bir şeye inanmak doğru olmaz. Yalnız insan kuşkucu yanını hep muhafaza etmelidir, aksi takdirde doğruyu hiç bulamaz.</p>



<p>Saygı ile</p>



<p>Bedrettin Şimşek</p>



<p><strong><em>2 temmuz 2013 tarihinde İngiliz Daily Mail gazetesinde yayınlanan bilimsel bir araştırma ölüm anında hücreden hücreye geçerek gövde içinde yayılan floresan parlaklığında esrarengiz bir ışık dalgasının varlığını fotoğraflarla ortaya koymuştur. Bu durumun etkisiyle gövde ölüme yaklaştığında içten bir ışıkla parlamakta (ölümden dönenlerin gördüklerini söyledikleri ışığın kaynağı bu olabilir mi?) ölüm gerçekleşince ise bu ışık sönmektedir. Bu benim 2005 yılında &#8216;Aşk Zehri&#8217; kitabımda bahsettiğim ölüm fotonu olabilir mi? <a href="http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-2376736/Could-humble-worm-help-reveal-secrets-die.html">Bilgi için tıklayın</a></em></strong></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/tanri-var-mi-yok-mu-bir-mesaja-yanit">Tanrı var mı, yok mu? Bir mesaja yanıt.</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Profesör Onur Bilge Kula’nın Orhan Pamuk ile ilgili makalesi üzerine</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/profesor-onur-bilge-kulanin-orhan-pamuk-ile-ilgili-makalesi-uzerine</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 15:34:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=2943</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı adlı kitabı üzerine Profesör Onur Bilge Kula’nın makalesi yayınlandı. Aynı zamanda kütüphaneler genel müdürü olan profesör, bu makalesinde bir edebiyat bilimcisi sıfatıyla, Orhan Pamuk’u en yükseklere çıkarmış, adeta dahi mertebesine oturtmuş. Yazarımızı Bakire Diana’ya benzetmiş, onu dünya denilen binanın arkasında duran&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/profesor-onur-bilge-kulanin-orhan-pamuk-ile-ilgili-makalesi-uzerine">Profesör Onur Bilge Kula’nın Orhan Pamuk ile ilgili makalesi üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>24 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde Orhan Pamuk’un <em>Saf ve Düşünceli Romancı </em>adlı kitabı üzerine Profesör Onur Bilge Kula’nın makalesi yayınlandı.</p>



<p>Aynı zamanda kütüphaneler genel müdürü olan profesör, bu makalesinde bir edebiyat bilimcisi sıfatıyla, Orhan Pamuk’u en yükseklere çıkarmış, adeta dahi mertebesine oturtmuş. Yazarımızı Bakire Diana’ya benzetmiş, onu dünya denilen binanın arkasında duran bir tanrı gibi görmüş. Biz bugüne kadar ondan hiç sarı renkte bir şey elde edemesek de, onu düpedüz altın yumurtlayan tavuk yerine koymuş. Sonra hızını alamamış, kalbinde idealin ateşinin nasıl yandığından dem vurmuş, onun saf ve düşünceli olduğunun kesin olduğunu açıklamış, beriki de hiç alçak gönüllük göstermeden buna onay vermiş.</p>



<p>Velhasıl, makale bu çeşit sayıklamalarla devam ediyor, o kadar ki, sevgili profesöre göre Sayın Bay Orhan Pamuk’u doğanın koruyucusu olarak ilan etmek bile mümkün.</p>



<p>Kısaca bu başı sonu birbirini tutmaz yazı için söylenecek tek şey var:<br>Belli ki, Orhan Pamuk, Schiller’i anlamamış; ama profesör her ikisini anlamamış. Nitekim biz de onun karmakarışık makalesinden bir şey anlamıyoruz.</p>



<p>Öncelikle Orhan Pamuk’un saflığına kavuştuğu tarih konusunda büyük bir karışıklık olduğunu söylemeliyiz.</p>



<p>Çünkü ünlü yazarımız, kitabında Schiller’in aynı adlı eserini bundan otuz yıl önce okuduğunu, o zaman kuvvetle saf bir romancı olmayı istediğini, ama bunun gerçekleşmesi çok zor bir ideal gibi göründüğünü yazmış. Yani değerli yazarımızın anlatımına göre kendileri bundan otuz yıl önce saf değillerdi.</p>



<p>Profesör ise her şeyi bilen bir tavırla ve üniversite kürsüsünden konuşur gibi, ‘Orhan Pamuk’un <em>Saf ve Düşünceli Romancı</em> adlı kitabını okuyanlar Schiller’in aynı adlı yapıtını bundan otuz yıl önce derinlemesine irdelediğini kuramsal bakımdan içselleştirdiğini ve edimsel olarak yazınsal üretimine yansıttığını göreceklerdir’ demiş.</p>



<p>Yani profesör onun otuz yıl önce Schiller’in eserini okuduktan hemen sonra saf olduğunu çok mantıklı bir şekilde iddia ediyor.</p>



<p>Acaba bu mucize ne zaman gerçekleşmiş? İsa’nın göğe yükseldiği tarih bile biliniyorsa, bu da bilinebilir elbet. Tarihçiler bu meseleye eğilseler de işin doğrusunu öğrensek.</p>



<p>Demek profesörün onu saf olarak ilan ettiği tarihte yazarımız daha saf değildi ve yirmili yaşlarda sahip olmadığı saflığa otuz yıl sonra ellili yaşlarda kavuştu.</p>



<p>Acaba bu ikili, saflığın bekâret gibi bir şey olduğunu bilmiyorlar mı? Bence bu herkesin üzerinde düşünmesi gereken önemli bir mesele. Ayrıca profesör, Orhan Pamuk’un öz zihniyetinin doğruluğundan ve çocuksu masumiyetinden söz ediyor ki, yaltaklanmanın böylesi görülmüş, duyulmuş şey değil!</p>



<p>Schiller, safların kralların sarayında bile çobanların dünyasında rastlanılan bir içtenlik ve masumiyetle davrandığını yazıyor; bundan da Pamuk’un yirmili yaşlarda sahip olmadığı içtenlik ve masumiyete zengin olup da kendisine bir villa satın aldıktan sonra kavuştuğunu ortaya koyuyor.</p>



<p>Demek Nobel ödüllü yazarımızın bir çoban gibi içten masum olması için onun bir kral sarayında oturmasını beklemek gerekiyormuş. Yani yoksulken ona sırt çeviren tanrı, o zengin olduğunda yüzüne gülmüş. Bu size Nasrettin hocanın kürk giyince kıymeti artan adamla ilgili fıkrasını hatırlatmıyor mu?</p>



<p>Ayrıca sonradan dahi olmanın mümkün olduğunu da kütüphaneler genel müdürü sayesinde öğreniyoruz. Şöyle ki: Schiller, dahiliğin tanrı vergisi olduğunu, dahiyi dahi yapan etmenin saflık olduğunu yazıyor.</p>



<p>Profesör, Orhan Pamuk’u saf ilan ettiğine, o da yirmili yaşlarda henüz saf olmadığını itiraf ettiğine göre, kendisi Nobel almakla kalmamış, tanrı tarafından dâhilikle de ödüllendirilmiş. Yani milyoner olduktan sonra tanrının seçilmiş kulluğu makamına da atanmış.</p>



<p>Ne var ki, dâhilik saflıksa, saflık da çocuksuluk anlamına geliyorsa, bundan iyi kalpli yazarımızın yaşlandıkça çocuklaştığı sonucu çıkıyor ki, o zaman biz yazarın yirmi yıl sonraki halini düşünmek bile istemiyoruz.</p>



<p>Alın size çözülmesi gereken bir başka problem daha.</p>



<p>Ayrıca, Orhan Pamuk, Schiller’e dayanarak romancılığın aynı anda hem saf, hem düşünceli olma işi olduğunu açıklamış. Daha sonra roman yazarken kendisinin yarım saf olduğunu, çünkü bir hesap adamı olduğunu, bununsa çocukluktaki saflığın tam tersini gerektirdiğini söyleyerek bir çuval inciri berbat etmiş.</p>



<p>Demek ki milli yazarımız roman yazarken azıcık saflığını da yitiriyor, sadece pot kırarken saf oluyor. Çünkü profesör, Pamuk’un değerlendirmesi uyarınca, ‘Saf yazar, sözlerinin düşünsel ve ahlaki sonuçları üzerine kafa yormaz, başkalarının düşüncelerine ve yargılarına aldırmaz’ diyerek onun bugüne kadar kırdığı bütün potları haklı çıkarmayı üstüne almış.</p>



<p>‘Dahi, duygularla davranır, onun akla düşmeleri tanrı vergileridir’ diye yazmış. Dahi kelimesiyle Orhan Pamuk’u işaret ettiğine göre, Pamuk’un bizi kızdıran bütün sözleri de böylece tanrı vergileri olmuş oluyor. Ne iyi değil mi?</p>



<p>Bu nasıl iştir ki, Orhan Pamuk yazarken, kafamızın saf yanını unutup düşünceli yanını ortaya çıkarmamız gerektiğini söylüyor, bizim inatçı profesör hala onun saf ile düşünceliyi bütünleştirdiğini yazıyor?</p>



<p>Yazmak onun deyişiyle saflığın tam tersi bir hal gerektiriyorsa, o zaman ‘Yazar saf olmalı’ diye bir şart koşmak da neyin nesi? Bu düpedüz deli saçması değil mi?</p>



<p>Açıkçası yazarımız aynı anda birbirine zıt iki şey isteyerek bizi aklından şüphe ettiriyor. Bu şekilde Schiller’in söylediğinin tam tersini ispat etmesine rağmen profesör hala ‘Pamuk, Schiller’i çok doğru özümsemiştir’ diye yazıyor. Öbürü de kalkmış ‘Schiller’i her okuyuşunda, ona daha bir hayran olduğunu, hatta coşku duyduğunu’ anlatıyor. İnsan karşı çıktığı, anlamadığı birine nasıl hayran olur, kafam almıyor doğrusu?</p>



<p>Schiller’e sahip çıkar görünürken üzerinde tepiniyorlar, fikirlerini elbise gibi ters yüz ediyorlar. Emeği boşa giden profesör ise makalesinde bin bir zahmetle kurmaya çalıştığı binayı Orhan Pamuk’un tek bir sözle nasıl yıktığını görmeden, hala Orhan Pamuk’un romancılığını Schiller’in ortaya koyduğu ilkeler ışığında sağlam temeller üzerine kurduğunu yazıyor.</p>



<p>Peki, Orhan Pamuk’un dahi olmadığı anlaşıldığına göre yine de aldığı ödülü hak edecek kadar yetenekli olduğunu söyleyemez miyiz?</p>



<p>Bu soruya cevap vermek için değerli aklımızı yormayalım. Bunun yanıtını kitabında kendisi veriyor.</p>



<p>Düşünceli olduğunu kanıtlamaya çalışan yazar, başta bize çocuksu olduğunu söylüyor. Elbette Orhan Pamuk’u sevimli, şirin bulanlar onun çocuksu olduğuna inanabilirler. Daha sonra otuz beş yıllık romancılık hayatında, aslında resme daha çok ve doğal yeteneğinin olduğunu, kendini resim yaparken daha çocuksu ve saf, roman yazarken daha yetişkin ve düşünceli hissettiğini söylüyor. Romanları sadece aklıyla yazdığını, resimleri sadece yeteneğiyle yaptığını açıklıyor (s.90).</p>



<p>Şimdi, sadece aklıyla yazan birinin çocuksuluğundan söz edilemeyeceği gibi yeteneğinden de söz edilemez. En başta bu kitabın asıl fikriyle de çelişir sanırım.</p>



<p>Şöyle ki:</p>



<p>Orhan Pamuk’un aklı yani düşünceli yanı, romanın planını yapmak diye tarif ettiğini, işin şiirsel yaratıcılık kısmı için saflığı, çocuksuluğu kastettiğini hatırlarsak onun bu sözleriyle kurmaya çalıştığı iki ayaklı yapının çöktüğünü söyleyebiliriz.</p>



<p>O halde insanın sonunda çürüteceği bir fikri böyle uzun uzun savunmasının ne anlamı var? Neden kalkar da söylediğinin tersini ispat etmek için bir kitap yazar? Yayınevinin editörleri bu kitabı okurken uyumuş mu? Elbette o paragrafın (s.90) kitaptan çıkarılması gerekiyordu. Hiç olmazsa eser bu kadar tutarsız olmazdı. İçindekilerin boş gevezelik olduğu ortaya çıkınca, açıkçası bu kitabı okumak için bir sebep kalmıyor. Elbette böylesi laf kalabalığı dinleyeni budalaya çevirir. İnsan işin özünü önce fark edemez ve överse ancak bir enkazı över. Nitekim profesör de temelleri sağlam diye göklere çıkardığı kitap çökerken, kendi makalesinin gümbürtüye gittiğini göremiyor.</p>



<p>Acaba bu körlük sadece ona mı mahsus, yoksa bu Orhan Pamuk’un diğer hayranları için de söylenebilecek bir şey mi? Çünkü böylesi çelişkileri görmemek için sersem olmak gerek. Ya da Nobel ödülünün Nasrettin hocanın fıkrasındaki zengin kürkün yarattığı etkiyi yaratmış olması mümkün mü? Yoksa bu menfaat karşılığı yazılan bir yazı mı?</p>



<p>Bize kalırsa, Orhan Pamuk kendisine saygısı varsa, derhal roman yazmayı bırakmalı ve resim yapmaya başlamalı. Çünkü aldığı ödül büyük olduğu için dalkavukları da onun yeteneğini abartmaya ihtiyaç duyuyorlar. Böylece onu aldatıyorlar. Nitekim ısmarlama yazı gibi duran profesörün makalesi tam bu amaçla yazılmış gibi görünüyor. Pamuk’un saf ve düşünceli olduğunu söylemekle işe başlıyor, ama yazı onun hiç de öyle olmadığının anlaşılmasıyla son buluyor.</p>



<p>Bu yüzden eğer bu makale Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde menfaat karşılığında yayınlanmamışsa gülünçtür, menfaat karşılığında yayınlanmışsa ayıptır.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/profesor-onur-bilge-kulanin-orhan-pamuk-ile-ilgili-makalesi-uzerine">Profesör Onur Bilge Kula’nın Orhan Pamuk ile ilgili makalesi üzerine</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de modern aydınlanma edebiyatının kurucusu Bedrettin Şimşek, Orhan Pamuk’u düelloya davet ediyor&#8230;</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/duello-cagri-metni</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2012 20:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=336</guid>

					<description><![CDATA[<p>24 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde yayınlanan bir yazıda Schiller’in dâhiyi saf ve düşünceli olmak diye nitelemesinden hareketle, Orhan Pamuk’un da saf ve düşünceliyi bütünleştirdiği anlatılmış, böylece bir dahi olduğu ima edilmiş. Makalenin yazarı profesör, çevresine iyi bakmadan onu Türk edebiyatının en büyük yazarı gibi göstermiş. Benim de kendimi ‘Tehlikeli Düşünceler’ adlı kitabım&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/duello-cagri-metni">Türkiye’de modern aydınlanma edebiyatının kurucusu Bedrettin Şimşek, Orhan Pamuk’u düelloya davet ediyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>24 Kasım 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesinin kitap ekinde yayınlanan bir yazıda Schiller’in dâhiyi saf ve düşünceli olmak diye nitelemesinden hareketle, Orhan Pamuk’un da saf ve düşünceliyi bütünleştirdiği anlatılmış, böylece bir dahi olduğu ima edilmiş. Makalenin yazarı profesör, çevresine iyi bakmadan onu Türk edebiyatının en büyük yazarı gibi göstermiş.<br />
<span id="more-336"></span><br />
Benim de kendimi ‘<em>Tehlikeli Düşünceler</em>’ adlı kitabım vesilesiyle Türk edebiyatının en büyük yazarı olarak ilan ettiğim hatırlanırsa, bu münasebetsiz yazı şahsım için kabul edilebilecek bir şey değildir. Açıkçası beni böyle ikinci sıraya itmelerine izin veremem.</p>
<p>Bu yüzden Orhan Pamuk’u lafla değil, eserleriyle bir dahi olduğunu göstermeye çağırıyorum. Böylece tartışmaya gerek kalmaz.</p>
<p>Şöyle ki:</p>
<p>Schiller, saf ve düşünceli yazar, insanı şaşırtarak eğlendirir, ona sürprizler hazırlar dediğine göre, Pamuk’un romanlarının eğlenceli olması gerekir. Eserlerinde bizi eğlendirdiği yerleri görmek isterdik doğrusu. Ayrıca kitaplarında ne gibi sürprizlerle karşılaştıklarını hayranlarının bulup bize söylemesi gerekir.</p>
<p>Schiller yine ‘Dâhinin çocuksu olmasından dolayı anlatımları törelere karşıtlıktan ötürü gülmeye yol açar’ demiş. Pamuk da çocuksu olduğunu iddia ettiğine göre, hayranları romanlarında kendilerini güldüren yerleri işaret etseler, biz de gülsek.</p>
<p>Schiller ayrıca, ‘Dahi, bu saf zariflik ile en yüce, en derin düşünceleri dile getirir’ diyor. Bu durumda Orhan Pamuk sevenler, onun kitaplarında bu yüce, derin düşünceleri bulup bize söylemekle yükümlüdürler.</p>
<p>Dahası profesör makalesinde, ‘Dahi tanrısalı üretmeye çalışır. Bu uğraş tıpkı Orhan Pamuk’un yaptığı gibi’ diyerek onun tanrısalı ürettiğini söylemektedir. Öyleyse Orhan Pamuk âşıkları onun romanlarında nerede tanrısallık bulunduğunu bize gösterseler de bilgilensek.</p>
<p>Kısaca yazar Schiller’in tarifini benimsemiş görünüyor; ama biz onun eserlerinde bu tarife uygun bir şey göremiyoruz.</p>
<p>Bundan şu çıkar: Orhan Pamuk eğer kendi kendini kandırmıyorsa, düpedüz okurlarını aldatıyor demektir. Zaten benim iddia ettiğim de bu. Eğer yalansa, buyursun doğru olduğunu göstersin. Elbette o bu ithamın altında kalmayacak, Mozart’ın karşısında Salieri’nin düştüğü durumlara düşmeden, asil bir insan gibi gereğini yapacaktır.</p>
<p>İşte bu ihtimali düşünerek ve kaçmasına meydana vermemek için -çünkü kaçması birincilik koltuğunu bana bırakması olur- onu düelloya davet ediyorum. Başka bir deyişle ben kendimi en büyük yazar olarak ilan ettiğimde, başka yazarların benim karşımda yapması gerekip de yapmadığını yapıyorum.</p>
<p>Eğer bu davetime karşılık vermezse onuruna büyük bir darbe indirmiş olur. Şerefli bir insansa kendisi hakkında söylediklerimin altında kalmaz.</p>
<p>Kaldı ki, bu düelloyu kabul etmesi onun yararınadır. Çünkü Orhan Pamuk Nobel ödülü almış olsa da birinci seçilmek için bugüne kadar kimseyle yarışmış değildir. Buyursun benimle yarışsın. Hiç kimse yeneceği bir savaştan kaçmaz. Böylece iftiracıları susturmuş olur. Üstelik onun için değersiz biri olmam menfaatinedir. Öyle ya, o şu an en tepede duruyor, ben ise en aşağıdayım. Ama ya onu düelloya davet eden <em>Saf ve Düşünceli Romancı</em> kitabında enayilikle suçladığı köy romancıları (s.19) ya da bu suçlamayı asıl üzerine alması gereken, Orhan Pamuk’un ‘Yoksul bir Türk köyünde bile bir Hamlet ‘in var olabileceğini gösteriyor’ diye alay ettiği, batı dışı gördüğü Yaşar Kemal olsaydı? (s.51)</p>
<p>Yani sırf ben Yaşar Kemal olmadığım için onun bu düelloyu kabul etmesi gerekir. Böylece kolay yoldan zafer kazanmış olur, fena mı? Elbette bunun kitaplarla yapılan bir edebiyat düellosu olduğunu söylemeye gerek yok. Düello lafıyla bir zekâ ve yetenek çarpışmasından söz ediyorum.</p>
<p>Buna rağmen benimle karşı karşıya gelmekten kaçınırsa, o zaman profesörün kendisine yakıştırdığı payeyi benden çalmış durumuna düşer ki, bu durumda hırsızların yapması gereken çaldıklarını sahiplerine iade etmektir.</p>
<p>Derhal hiçbir büyüklük iddiası taşımadığını, profesörün yanıldığını açıklasın. Elbette affetmek olgun insanların şanındandır, o zaman ben her ikisi affederim. Ama yapmazsa, beni alt etmeden bu payeyi kendisine bırakmayacağımı bilsin.</p>
<p>Ben Yaşar Kemal gibi ucu bana dokunan sözlerin altında kalacak değilim. Çünkü ne yalan söyleyim, profesörün yazısındaki bütün Orhan Pamuk övgülerini kendime hakaret saydım. Nasıl kendini dahi ilan ettirir? Hem de makalesinde bir okul talebesinin bile yapmayacağı hataları yapan bir profesöre. Bunun hesabını bana vermeleri gerekir.</p>
<p>Bugüne kadar yaptığı gibi ödüllerinin arkasına saklanmasın. Geçimini iki yüzlülükle sağlayan adi gazetecilerden dalkavukluk dilenmesin. Başkalarını üzerime salmasın. Karşıma cesaretle çıksın. Önümden kaçmadan, benimle dövüşsün.</p>
<p>Düelloya davet eden taraf ben olduğum için hasmımın silahlarıyla çarpışmayı kabul ediyorum. Madem Schiller’e hayranmış, samimi olduğunu göstersin bize.</p>
<p>Schiller, saf bir romancının bizi bir çocuğu güldürdüğü gibi güldürebileceğinden söz ediyor ve Pamuk iddia ettiği gibi saf romancıysa yazdıklarıyla bizi güldürebilir. Onun Schiller’e aşkını kanıtlamasının başka yolu yoktur.</p>
<p>Eğer Harvard Üniversitesindeki alık dinleyicilerine yutturduğu gibi bir yazarsa böyle bir vaat de bulunsun. Profesörün hatırı için yapsın bunu. Elbette ün ve zenginlikte herkesi geride bırakan bir yazardan başka yazarların yapamayacağı şeyler yapması beklenir.</p>
<p>Bana sorarsanız bu dünyada en zor şey, insanları içten güldürmektir. Bu edebiyat sahasında taklit edilemeyecek tek meziyettir. Ama bir komedyenin değil, Schiller’in tarifi uyarınca bir çocuğun güldürdüğü gibi güldürmek. Yani bunu bayağılığa düşmeden, kendisi gülünç olmadan yapmak. Çünkü insanlar komedyenleri izlemeye gülmeye hazır gidiyorlar, onlar da kendileri gülünç olmadan insanları güldüremiyorlar. Kaldı ki, bizi bugüne kadar bir kez bile güldürmeyi başaramayan birinin kendini büyük yazar saymasını aklım almıyor.</p>
<p>Derhal bu eksikliğini gidersin. Öyle ya, günümüzde okurlarını güldürmeyi vaat edebilecek kaç yazar var?</p>
<p>Dilerse benim yaptım gibi komik bir eseri alıp daha komik bir hale soksun. Bilmiyorum sayın yazarı yeteneği bu çok zor işin üstesinden gelir mi? Eğer profesörün makalesinde yazdıkları doğruysa üstesinden gelebilir. Ama söz vermezse bunu yapamayacağı için söz vermediğini okurları bilsin. Böylece ithamlarım doğru olacak, profesör yalancı çıkacaktır. O da öğrencilerinin önünde rezil olmak istemez sanırım?</p>
<p>Ben o sevgili profesörü teselli etmeyi üzerime alıyorum. Eğer Orhan Pamuk’a küserse, söz, ben kendisiyle barışırım.</p>
<p>Evet. Schiller’in tarifi uyarınca onun okurlarını güldürmesine karşılık, ben de okurlarımı güldürmeyi vaat ediyorum. İki komik roman yazarak iki kez yenilmeyi göze alıyorum. Eserlerim Orhan Pamuk’inkiler kadar kusursuz olmayacaktır elbette. Sonuçta Nobel ödülünü ben almadım. Ama unutulmasın ki, insanları güldürmeyi başaran eserin kusurları affedilir.</p>
<p>İlki yazıldı bile yayınlanmayı bekliyor. O da aynısını yapsın. Okuru kim daha çok güldürmeyi başarırsa, bu düelloyu kazanan o olsun. Kaybeden şarlatan olsun.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/duello-cagri-metni">Türkiye’de modern aydınlanma edebiyatının kurucusu Bedrettin Şimşek, Orhan Pamuk’u düelloya davet ediyor&#8230;</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhsan Oktay Anar&#8217;a çağrı</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bedrettin-simsekden-ihsan-oktay-anara-cagri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Sep 2012 20:10:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde aşk üzerine yeni hiçbir şey söylemeden sayısız aşk kitabı yayınlanıyor. Öyle çok tarih romanı çıkıyor ki, hepsi birbirinin tekrarı. O kadar kitap adeta bir şablona bakılarak yazılıyor ve tüm bu kitap dağı arasında bugüne ayna tutan bir tane bile yok. Çünkü yazarların kopya çekmeden yazabilecekleri bir hayal güçleri yok. En fazla yakın tarihe geliyor&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bedrettin-simsekden-ihsan-oktay-anara-cagri">İhsan Oktay Anar&#8217;a çağrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde aşk üzerine yeni hiçbir şey söylemeden sayısız aşk kitabı yayınlanıyor. Öyle çok tarih romanı çıkıyor ki, hepsi birbirinin tekrarı. O kadar kitap adeta bir şablona bakılarak yazılıyor ve tüm bu kitap dağı arasında bugüne ayna tutan bir tane bile yok. Çünkü yazarların kopya çekmeden yazabilecekleri bir hayal güçleri yok.<br />
<span id="more-413"></span><br />
En fazla yakın tarihe geliyor ve bugünü anlatmadan geleceğe atlıyorlar. Onlara şunu sormak gerek: Sanatın görevi nedir? Günümüze ayna tutmak değil mi? Hani nerede sizin bunu yapan kitaplarınız? Bize sürekli geçmişten söz ediyor, aşk olmazsa yazacak konu bulamıyorsunuz? Utanmalısınız kendinizden.</p>
<p>Ya başarılı yazarlarımız? Onlar da farklı mı ki sanki?</p>
<p>İşte, İhsan Oktay Anar! O da son romanında daha önce ne yaptıysa yine onu yapmış. Böylece edebiyatta bulunduğu yere kazık çaktığını göstermiş. Bir yazar on yedi yılda tarzını, üslubunu hiç değiştirmez mi? Kaldı ki aynı şeyi altı kez tekrar etmek öyle büyük bir başarı olmasa gerek. Onun ikiz kardeş gibi birbirine benzeyen romanlarında Voltaire esintisi hissediliyordu ama son kitapta bu esinti, rüzgâr gibi suratımıza çarpıyor. Yazar işi Voltaire’den tema almaya kadar vardırıyor. Öte yandan Candide tamamlanmayı bekliyor.</p>
<p>Şöyle ki ;</p>
<p>Bilindiği gibi Voltaire, Candide’i Türkiye’e getirip burada öylece bırakmıştı. Bu, romanın bir devamının olduğu anlamına gelir. Öyle ya Candide, Türkiye’ye gelmiş ama daha sonra ne olmuş? Çünkü her ülkede başından bir macera geçen Candide’in Türkiye’de başından bir macera geçmemesi eksikliktir. Bu da Voltaire’in büyük eserinin tamamlanmamış olduğu izlenimini veriyor. İşte, İhsan Oktay Anar, Voltaire’i tekrar edeceğine önce onu tamamlamaya girişsin. Bize Candide’in Türkiye’de geçtiği ikinci bölümünü yazsın. Elbette bu kitabı yazmak Türk edebiyatçısının görevidir. Çünkü Voltaire kahramanını bize, Türk yazarlarının kalemine teslim etti.</p>
<p>O halde bu iş, her kitabı Voltaire’den izler taşıyan İhsan Oktay Anar’a düşer. Ama bir şartla. Voltaire, Candide’i yazarken kendi devrine ayna tutmuştu, İhsan Oktay Anar’da Candide’i Türkiye’de gezdirerek devrimize ayna tutsun. Onun geçmişten kurtulup bugüne gelmesinin bundan daha muhteşem yolu yoktur. Böylece ismini Voltaire’in yanına koymak gibi eşsiz bir fırsat yakalar, fena mı?</p>
<p>Eğer bunu o yapmazsa, ben yapacağım; ama benim yazacağım Candide asla ondan beklediğimiz kadar iyi olmayacaktır. Kaldı ki bir yazarın böyle cüretli bir işe kalkıp başaramaması kutsala el uzatmak anlamına gelir.</p>
<p>Evet, aynı kahramanlarla Candide’in devamını yazacağım. Aydınlanmanın yazarı olmam bu kitabı yazmayı ayrıca bir görev gibi sırtıma yüklüyor. Eğer kitabım kötü olursa, asıl o zaman İhsan Oktay Anar’ın Voltaire’in yarım bıraktığı işi tamamlaması bir zorunluluk olacaktır. Çünkü bunu ondan daha iyi yapacak kimse olamaz. Değerli yazarımızın hayal gücü bu zor işin altından kalkar.</p>
<p>Bu vesileyle kendisine buradan seslenmek isterim.</p>
<p>Sayın İhsan Oktay Anar, lütfen üslup kaygısını üzerinizden atın, güzel yazacağım diye sözcük paralamayı bırakın, daha sade, anlaşılır bir dille yazın. Basit olun. Çünkü geçen yüzyılın diliyle yazıp da yarına kalan bir yazar olmamıştır daha.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/bedrettin-simsekden-ihsan-oktay-anara-cagri">İhsan Oktay Anar&#8217;a çağrı</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orhan Pamuk, neden sıradan vasat bir yazardır ?</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/orhan-pamuk-neden-siradan-vasat-bir-yazardir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Sep 2012 20:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Profesör Onur Bilge Kula’nın 24 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesi kitap ekinde, Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı adlı kitabı üzerine yayınlanan makalesi modern yazarımızın romancılığını Schiller’in aynı adlı eseri üzerine kurduğunu bize anlatmaktadır. Kütüphaneler genel müdürü olan profesörün yazdığına göre Orhan Pamuk bu kitabıyla ‘Siz nasıl bir yazarsınız?’ sorusuna yanıt vermek istemiş, böylece saf&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/orhan-pamuk-neden-siradan-vasat-bir-yazardir">Orhan Pamuk, neden sıradan vasat bir yazardır ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Profesör Onur Bilge Kula’nın 24 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesi kitap ekinde, Orhan Pamuk’un Saf <em>ve Düşünceli Romancı</em> adlı kitabı üzerine yayınlanan makalesi modern yazarımızın romancılığını Schiller’in aynı adlı eseri üzerine kurduğunu bize anlatmaktadır. <span id="more-343"></span>Kütüphaneler genel müdürü olan profesörün yazdığına göre Orhan Pamuk bu kitabıyla ‘Siz nasıl bir yazarsınız?’ sorusuna yanıt vermek istemiş, böylece saf ve düşünceli olduğunu ima etmiştir. Bunun üzerine profesör, Orhan Pamuk’un çocuksu masumiyetini ve doğallığını övmüş, onun zihniyetinin saflığından söz etmiştir.</p>
<p>Schiller’e göre her hakiki dahi saf olmak zorundadır, saf değilse dahi değildir. Onu dahi yapan etmen saflıktır.</p>
<p>Peki, Orhan Pamuk saf mı?</p>
<p>Kitabında dünyayı batılı zengin ülkeler ve batı dışı yoksul, kapalı, yarı-kapalı ülkeler (s.33) olmak üzere ikiye ayıran, Amerikalı yazarlara imrendiğini açıkça söyleyen yazarımız (s.110), yirmili yaşlarda Schiller’in yazısını ilk okuduğunda saf bir yazar olmayı kuvvetle istediğini ama o zaman bunun gerçekleşmesi çok zor bir ideal gibi göründüğünü yazmaktadır (s.143).</p>
<p>Demek ki, yazarımız yirmili yaşlarda saf değildi.</p>
<p>Yine kitabında, o zamanlar saf bir ressam olduğunu ve bunu anlayarak resmi bıraktığını anlatmaktadır (s.18). Yani kendi ifadesiyle yirmili yaşlarda hem saftı, hem değildi. Kuvvetle saf olmayı istiyordu ve saf olduğundan resmi bırakmıştı. Ayrıca o sıralar saf olmanın kendisine çok zor göründüğünü de ifade etmektedir. Eğer sevimli yazarımız saflığı bir şapka gibi kullanmıyorsa, bu karmakarışık sözlerin tek bir açıklaması olabilir.</p>
<p>Orhan Pamuk resim yaparken safsa, resmi bıraktığında bekaret gibi saflığını yitirmiş olmalı. Çünkü romancılık yıllarının başında kuvvetle saf olmayı istemesi ancak böyle açıklanabilir.</p>
<p>Bir de modern yazarımız, çocukluğunda resim yaparken kendini olağanüstü mutlu hissettiğini, resmi bırakmasının mutlu olmakla ilgili bir karar olduğunu anlatmaktadır (s.90). Yani yazarımız mutlu olmak için mutlu olmayı bırakmış. Ne tuhaf değil mi? İnsan figürünü resmetmekle arası pek de iyi olmayan İslam kültüründen geliyormuş (s.89). O sıralar gerçek anlamda bir resim sanatı yokmuş. İnsanlar bu sanata ilgisizmiş. İstanbul’da resimlerinin içine giremeyecek kimseyi bulamayacağını sezmiş (s.77).</p>
<p>Konuyla ilgili satırları dikkatle okuyalım.</p>
<p><em>‘23 yaşımdayken yedi yaşından beri içimde taşıdığım ressam olma isteğini bırakıp roman yazmaya başladım. Bu geçişi mutlu olmak ile ilgili bir karar olarak yaşadım. Çocukluğumda resim yaparken olağanüstü mutlu olurdum. Ama bu zevk o yaşlarda birdenbire ve hiçbir zaman tam olarak anlayamadığım bir nedenle kesildi. Sonraki otuz beş yılda roman yazarken aslında resme daha çok ve daha doğal bir yeteneğim olduğunu düşündüm. Resim yaparken daha çocuksu ve saf, roman yazarken daha yetişkin ve düşünceli hissettim kendimi. Romanları sanki yalnızca aklımla yazıyor, resimlerimi sanki yalnızca yeteneğimle yazıyordum.’ </em>(s.90)</p>
<p>Bu satırlar hiçbir yoruma yer bırakmıyor. Roman yazarken çocuksu olduğunu söyleyen yazarımızın (s.55) aslında çocuksu olmadığı ortaya çıkıyor. Bir yeteneğinin olmadığı da. Çünkü sadece aklıyla yazan birinin yeteneğinden söz edilemez. Resmi bırakmasının sebepleri üzerinde ise ayrıca durmak gerekir.</p>
<p>Orhan Pamuk, ‘Saf olduğumu anladığımdan resmi bıraktım’ demekte (s.18), o zamanlar saflığı olumsuz anlamda kullandığını itiraf etmektedir (s.19). Ama kuvvetle saf olmayı istediğini, bunun gerçekleşmesi çok zor ideal olduğunu da söylemektedir (s.143). Yani saflık onun için aynı anda hem olumsuz, hem olumlu bir şeydir.</p>
<p>O halde bu sözlerin anlamı nedir? Yoksa saflık dediği şey enayilik mi? Enayilikse neden bize onun bir ideal olduğunu anlatmaktadır ?</p>
<p>Resmi bırakmasının sebebi resimlerinin satılmaması endişesi olabilir mi? Öyleyse saflık dediği, satılmayacağını bile bile resim yapmaya devam etmesidir. Demek yoksul kalsaymış, bu mutluluğundan eksiltirmiş. Bu yüzden resmi bırakması mutlu olmakla ilgili bir kararmış.</p>
<p>Ancak böyle olduğunda her şey mantıklı bir şekilde yerine oturmaktadır. Çünkü insan daha büyük bir kaygı duymadan kendisine zevk veren şeyden vazgeçmez. Demek ki, zengin olma hırsı yazarımızın yeteneğine baskın çıkmış. O da ruhunu şeytana satmış. Nitekim romancılıkla elde ettiği serveti düşündüğümüzde bunun çok isabetli bir karar olduğunu anlıyoruz. Yeteneğini heba edip yıllarca içinde taşıdığı özlemi bastırarak, doğanın yap dediğini yapmayarak kendine en büyük kötülüğü yapsa da, amacına ulaşmış, sonunda <em>Orson Welles’in Yurttaş Kane’i</em> gibi zengin olmuş.</p>
<p>Yani Orhan Pamuk’u büyük servetinden başka mutlu edecek bir şey yok ve yazdıklarından kendisi de memnun değilmiş demek ki. Bunu nereden mi anlıyoruz? Resim yaparken duyduğu zevk ve mutluluğu roman yazarken duyduğunu söylememesinden.</p>
<p>Ben inanıyorum ki, Orhan Pamuk fakir, yetenekli bir ressam olarak kalsaydı, şimdi yeteneksiz ama zengin bir romancı olduğundan çok daha mutlu olurdu. Sonuçta yetenek dediğimiz, doğanın bize bir hediyesidir. Biz sanatçılar o hediye için her türlü eziyete dayanır, yoksulluğa katlanırız. Çünkü tanrısal olan her şeyin dünya katında bir bedeli vardır. Dünyayı seçen karşılığını dünyada, gökleri seçen karşılığını göklerde alır.</p>
<p>Anlaşılmama korkusunun gerçek bir sanatçıyı yolundan alıkoymayacağını düşünürsek şunu diyebiliriz: Eğer Orhan Pamuk gibi düşünselerdi, dünya şimdi sahip olduğu pek çok dâhiden yoksun kalırdı. İyi ki, onun gibi düşünmemişler.</p>
<p>Demek Nobel ödüllü yazarımıza göre Van Gogh çok saf olmalıydı. Çünkü maruz kaldığı ilgisizliğe, resimlerinin içine girecek kimseyi bulamamasına rağmen hayatı boyunca resim yapmaya devam etmiş. Romancı olmaya kalkmamış.</p>
<p>‘<em>Her seferinde daha az çalışmak ya da aç kalmak şıklarından birinin seçmem gerektiğinde ben hep aç kalmayı tercih ettim. Sanat uğruna her şeyimi yitirdim</em>’ diyen Van Gogh gibi dâhilerin hayatlarında ne büyük fedakârlıklarda bulunduklarını bilmeden yeteneğine karşılık bir ücret ummak, ancak bedeli ödenirse onu icra etmek, sonuçta yeteneği bankadaki mevduatla bir tutmak değil midir? Tabiatın kendisine bahşettiği yetenek için ‘Bunun bir karşılığı olmalı’ demek müthiş bir açgözlülük değilse nedir?</p>
<p>Bundan Nobel ödüllü yazarımızın para için her şeyi yapacak tıynette biri olduğunu açıkça anlıyoruz. Bir de kalkıyor, masumiyetin müzelik olduğunu söylemek istercesine müze kuruyor; eskicilere düşmüş masumiyeti bitpazarından satın alıp bir camekân ardına yerleştiriyor, sonra onu her on beş lira verene bir vitrinden seyrettiriyor. Başkalarına bize doğallığından söz eden yazılar yazdırıyor. Aldığı ödülleri göstererek ‘Ben bir dahiyim’ demeye getiriyor. Öyle mi acaba?</p>
<p>Profesör yazısında Schiller’e dayanarak ‘Dahi aptaldır’ diyor; oysa Orhan Pamuk yaptıklarıyla aptal olmadığını bize pek çok kereler göstermiştir. Yani sırf bu sebeple bile olsa onu dahi olarak niteleyemeyiz.</p>
<p>Ayrıca profesör makalesinde Schiller’in aydınlanmanın yazarı olduğunu söylemiş. Şimdi buradan yola çıkarak Orhan Pamuk’u da aydınlanmanın bir yazarı saymak mümkün mü yani? Bundan saçma bir şey olur mu? Sanırım bu düşünceme Orhan Pamuk’un kendisi, hatta profesör de hak verecektir.</p>
<p>Peki, iddia ettiği gibi düşünceli mi? O da şüpheli. Çünkü yazarımız, aklın aynı anda dokuz tane iş yaptığını söylemekte, nedense kendi aklında bu dokuz işin her biri bir diğeriyle çelişmektedir. Anlatayım.</p>
<p>Orhan Pamuk saflığı Schiller’e dayanarak çocuksuluk olarak benimsiyor, sonra yaptığı işten çocuksu ama saf değil diyerek hem kendisiyle hem Schiller ile çelişiyor. (s.55)</p>
<p>Önce bize saf olduğunu iddia eden yazarımız, roman yazarken saf olmadığını ama çocuksu olduğunu söylüyor. Çocuksuluğu saflık olarak tanımlıyorsa bunları nasıl birbirinden ayırıyor? Velhasıl, çocuksu olduğu anda bir sürü hesap kitap yaptığını, bu sebeple saf olmayı bir kenara bıraktığını ifade ediyor (s.56). Bir çocuğun elinden böyle ince hesaplamalar yapmak gelir mi? Ama daha sonra roman yazarken kendimi fazlasıyla yetişkin hissettim diyor (s.90). Yani Orhan Pamuk kendi ifadesiyle saf ama saf değil, çocuksu ama çocuksu değil, bu başı sonu birbirini tutmaz sözleri önümüze sürdüğüne göre düşünceli hiç değil.</p>
<p>Peki, iyi bir romancı mı? O da şüphe götürür; çünkü romancılığı aynı anda hem saf hem düşünceli olmak diye tanımlayan yazarımız (s.15), daha sonra yazmanın çocukluktaki saflığın tam tersi bir durumu gerektirdiğini söyleyerek kendi düşüncesini çürütüyor (s.56). Yazarken bütünüyle saf olmadığını anlatırken aynı anda hem saf hem düşünceli olamadığını itiraf ediyor.</p>
<p>Demek ki, Orhan Pamuk romancılık işini beceremiyor. Hem de kendi modern tarifine göre bile. Kitabının başında saf olduğunu, ortasında bütünüyle saf olmadığını, en sonunda hiç saf olmadığını yazıyor.</p>
<p>Ama nasıl biri olduğunu soranlara, kendisi için ideal durumun hem saf hem düşünceli olmak olduğunu söylüyor (s.144). Bu yolla saf olmadığı halde kurnazca kendini öyle gösteriyor; içine düştüğü çelişkileriyle bizi aklından şüphe ettiriyor.</p>
<p>Ardından daha ileri gidiyor. Schiller saflığı dâhiliğin vazgeçilmezi sayarken o karakteri daha iyi yaratmak için yazarın saf yanını unutup düşünceli yanını ortaya çıkarması gerektiğini yazıyor (s.60) ve kitabın sonunda öyle bir noktaya geliyor ki, artık saf halden bütünüyle uzaklaşıp düşünceli olmayı telkin ediyor (s.130).</p>
<p>Yani önce saf olduğunu iddia eden yazarımız bir süre sonra saflığa karşı hücuma geçiyor. Böylece Schiller’in söylediğinin tam tersini ispatlıyor. Schiller’i bir marka gibi kullandığını, onu yanında çanta gibi taşıdığını, ondan sadece bir etiket, şık bir ambalaj kâğıdı gibi yararlandığını, fikirlerini onunkilerle cilalayıp parlattığını göstermiş oluyor. Sonunda da bütün kurnazların içine düştüğü çukura düşüyor. Onu o çukurdan çıkarmak bizim profesöre kalıyor.</p>
<p>Merak ediyorum; kitabında küçük bir çocuğun bile fark edeceği çelişkileri şu yaşlı başlı kütüphaneler genel müdürü fark edemedi diyelim. Harvard Üniversitesindeki konferans sırasında kendisinin de ağzından çıkanı kulakları duymadı. Peki dinleyicileri de mi fark edemedi?</p>
<p>Bize kalırsa dinleyicilerin bu hali ancak Orhan Pamuk bunları anlatırken onların uyumalarıyla açıklanır. Batılı yazarımız bir sihirbaz gibi okurlarını uyuttuğuna göre neden onları da uyutamasın. Sihirbaz diyorum; çünkü Orhan Pamuk sevenler onun balon gibi şişirilmiş cümlelerini bayıla bayıla okuyabilirler; ama ben ona hayran olunmasını yine de büyü, sihir dışında hiçbir şeyle açıklayamıyorum.</p>
<p>İnsan böyle ağır toplantıların havasını dağıtmak için arada bir espri yapar. Dinleyicilerine duyduğu saygıyı onlar karşısında neşeli olarak belli eder. Hele kendinden söz eden birinin alçak gönüllüğünün işareti olarak dinleyenlerini birazcık güldürmesi şarttır. Ama o bir an bile ciddiyetten ayrılmamış. Bir cenaze töreninde konuşur gibi uzun uzun kendini anlatmış. Üstelik ne bir nükte savurmuş, ne de cinaslı bir söz etmiş. Açıkçası kendinden bahsederken bu kadar ciddi olmak ayıptır. Bir de Balzac’ın, Stendhal’ın yüz elli yıl sonra unutulup gideceklerini garanti etmiş. Bu şekilde onlardan daha modern olduğunu ima etmiş. (s.107).</p>
<p>Orhan Pamuk kitabının sonunda kimi dinleyicilerin kendisine ‘Orhan bey siz saf bir romancı mısınız? Yoksa düşünceli bir romancı mı?’ diye sorduklarını yazmakta (s.144), bu da her şeye rağmen kimilerinin uyumadığını, konferansın sonuna kadar gözlerini açık tutmayı başardıklarını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Peki, onlar yazarın içine düştüğü çelişkileri fark edemediler mi? Eğer bu soruyu sırf kendisiyle alay olsun diye sormadılarsa şu ihtimal öne çıkıyor:</p>
<p>O uyanık dinleyiciler, karşılarındakinin batı dışı yoksul, yarı-kapalı bir ülkenin milli yazarı, modernlik budalası yerel bir romancı (s.33) olduğunu düşündüler. Batılı yazarların böylesi çelişkilere düşmeyeceğini en başta Orhan Pamuk’un kendisi kabul edeceği için de onun bu hatalarını doğulu bir yazara hoş gördüler. Bu fikrime Orhan Pamuk da hak verecektir. Çünkü bütün batılıları harika, zengin ve çok akıllı bulan yazarımız, onlara sersemlik yakıştıramayacağı için onlar yerine kendisinin sersem olmasını kabul edecektir. Ne de olsa batı dışı bir ülkeden geliyor.</p>
<p>Bundan kendini yarı batılı, yarı doğulu sayan (s.143) Orhan Pamuk’un hiç de batılı olmadığı, tamamen doğulu olduğu gibi feci bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu felaket onun dilinde sıradan, vasat bir yazar olmakla eşdeğerdir.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/orhan-pamuk-neden-siradan-vasat-bir-yazardir">Orhan Pamuk, neden sıradan vasat bir yazardır ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden kendimi Türk edebiyatının en büyük yazarı olarak ilan ettim ?</title>
		<link>https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-kendimi-turk-edebiyatinn-en-buyuk-yazari-olarak-ilan-ettim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Sep 2012 19:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAZILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni çıkan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yeni çıkan kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.bedrettinsimsek.com.tr/?p=345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Benim kendimi son kitabım ‘Tehlikeli Düşünceler’ vesilesiyle Türk edebiyatının en büyük yazarı ilan etmem ne kadar tuhafsa, bu iddiaya sessiz kalınması bundan da tuhaf bir şeydir. Başka bir ülkede bu çeşit bir iddiayla ortaya çıkan kimse alay konusu olur. Oysa ne gariptir ki, ben alay konusu bile olmadım. Acaba bir meczup lafını da mı hak&#8230;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-kendimi-turk-edebiyatinn-en-buyuk-yazari-olarak-ilan-ettim">Neden kendimi Türk edebiyatının en büyük yazarı olarak ilan ettim ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Benim kendimi son kitabım ‘<em>Tehlikeli Düşünceler’</em> vesilesiyle Türk edebiyatının en büyük yazarı ilan etmem ne kadar tuhafsa, bu iddiaya sessiz kalınması bundan da tuhaf bir şeydir. Başka bir ülkede bu çeşit bir iddiayla ortaya çıkan kimse alay konusu olur. Oysa ne gariptir ki, ben alay konusu bile olmadım. Acaba bir meczup lafını da mı hak etmedim?<br />
<span id="more-345"></span></p>
<div class="wpb_tabs wpb_content_element  tab-style-three" data-interval="0">
<div class="wpb_wrapper wpb_tour_tabs_wrapper ui-tabs vc_clearfix ui-widget ui-widget-content ui-corner-all">
<div id="tab-a90f5cdd-9106-3" class="wpb_tab ui-tabs-panel wpb_ui-tabs-hide vc_clearfix ui-widget-content ui-corner-bottom" role="tabpanel" aria-labelledby="ui-id-1" aria-hidden="false">
<div class="wpb_text_column wpb_content_element ">
<div class="wpb_wrapper"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="mpc-button__content mpc-effect-type--none mpc-effect-side--none"></div>
<p>Bazıları bu şekilde reklam yaptığımı düşünmüş olabilir. Evet, ama kitabım kötüyse bu reklam benim rezil olmamla sonuçlanmaz mıydı? O zaman böyle bir iddiayla ortaya çıkılmasının ne kadar abes bir şey olduğu gösterilmiş olur, herkese gülme mevzuu olurdu. Sonuçta başarısız bir esere işaret etmek, kendilerinin güzel yazdığını söylemek anlamına gelir ki, bu bütün kötü yazılmış kitapları aklar. Demek ki onlar kitabın iyi olduğunu düşünüp sustular. Günümüzde kötü bir kitabı sattırmamak bir şeydir, ama iyi bir kitabı sattıramamak daha fazla şeydir. İyi bir kitabı sattırmayanlar çifte zafer kazanmış sayılır.</p>
<p>Yoksa kayıtsız kalarak önemsiz olduğumu mu söylemek istediler? Şu var ki, kimse kazanacağı bir savaştan kaçmaz. İnsan yeneceği kişinin önemli olup olmadığına bakmaz.</p>
<p>Açıkçası bu iddiadan dolayı bütün eleştirmenler benimle alay edeceklerine, ben onlarla alay etmiş gibi oldum. Bu da ülkede eleştirinin bittiğini, benim aslında bir romancı olmasam da iyi bir komedi yazarı olduğumu gösteriyor. Çünkü hakarete uğrayan birinin, kendisine hakaret edene ün kazandırmamak için bu hakareti sineye çekmesine ancak vodvillerde rastlanır.</p>
<p>Şimdi bu garip durumun ortaya çıkardığı gerçeklere bakalım.</p>
<p>Alelade birinin kalkıp kendini ülkenin en büyük yazarı ilan etmesi deliliğini gösterir muhakkak. Ama diğer yazarların buna sessiz kalması onların özgüven eksikliğini gösterir ki, bu çok daha kötü bir şeydir. Demek ki, kimse yeteneğinden emin değil ve bu özgüven noksanlığı, alçakgönüllülük laflarıyla kamufle edilmeye çalışılıyor. Acaba değerli yazarlarımız bu alçakgönüllülük silahıyla kendi kendilerini vurduklarının farkında değil mi? Çünkü onlar tevazu gösterdiklerinden en yeteneksiz yazarlar en tepeye oturtuluyor.</p>
<p>İşte bunu gördüğüm için, madem bu değerli yazarlar, sırf yayınevleri para kazansın diye vasat yazarlarca geçilmelerine ses çıkarmıyorlar, bana da ses çıkarmazlar diye düşündüm. Bu düşüncemde haklı da çıktım. Ama söyleyin Allah aşkına, o değerli yazarlar bana kızsalardı, sanki haklı mı olurlardı?</p>
<p>Kendini birinci ilan etmek değil, edebiyatın alınıp satıldığı bu piyasada kötü kitapların iyi gibi gösterilmesine rıza göstermek, yeteneksiz yazarların parlatılmasına susmak, ülkenin Amerikan edebiyatının bir çöplüğü haline getirilmesine ses çıkarmamak, asıl ayıp olan şey işte budur. Nitekim böyle düşündüğüm için o değerli yazarlar arasında bana bir yer olmadığını biliyorum. Bir sessizlik duvarı ardında hapsedilmiş gibiyim ve bu duvar her geçen gün daha da yükseltiliyor. Hatta bu duvar yıkılmasın diye, işte hak ettiğim halde bana hakaret bile edilmiyor.</p>
<p>Bugün yüzlercesi arasından sadece Orhan Pamuk’un saf ve düşünceli olmak gibi bir iddiası var. Geriye kalan bütün yazarlar sessiz bir kalabalık oluşturuyor. İddiası olmayan bir yazar, bütün çekişmelerin dışında kalmak istediğini hissettirir bize. Onun sermayesini yatırdığı hiç bir yer yoktur. Oysa her yazar bir iddiayla ortaya çıkmalı, böylece söyleyeceği bir şeyi olduğunu bize göstermeli. Hiçbir iddiası olmayan bir yazarın edebiyat toprağında kök salması, yarına kalması mümkün değil.</p>
<p>Her gün sayısız kitap yayınlanıyor, ama bunlardan kaçının söyleyecek bir şeyi var? Üstelik bu yazarların hepsi ne kadar güzel yazdığıyla meşgul. Sanki güzel yazmak, yetenek gerektirirmiş gibi. Bir kitabın kusursuz olması değil, kusurlarına rağmen yaşaması daha büyük bir olaydır. Bir yazarın ne olduğu da kitabından edebi olan atıldığında geriye kalandır.</p>
<p>Ortada neden polemik yok? Çünkü yazarların kendilerine has bir fikri yok. Böylesi yazar dilsiz yazardır. Onun itiraz edeceği bir şey yoktur. İşte Elif Şafak, yüz binler satıyor ama hiçbir iddiası yok. Eğer iddiası bir silah gibi kendisini vurursa, yazar işte ancak o zaman ölümsüz olur. Bugün yazarlar her şeyde hazıra konuyor, bu yüzden dövüşmeyi göze alamıyor, böylece hiçbir şeyi hak etmiyorlar. Nitekim karşımda susarak savaşa icabet etmeyeceklerini gösterdiler. Oysa savaşsalardı, bu onların ömürlerine ömür katardı. Ama yarın yaşamayacak olan, bugün de ölü sayılır. Diri olanı yok etmek mümkün değildir.</p>
<p>Unutulmasın ki, savaş arındırır, savaşın olmadığı yerde hep zayıflar kazanır. Oysa bugün yangın çıkmasın diye kibrit bile çakılmıyor. Çünkü teslim alınmış bir asker savaşmaz. Günümüz yazarlarının çoğu da teslim olmuş durumdalar. Ticarette yetenekli olan değil, kim en çok parayı kazandırırsa, o en iyidir. Bu yüzden kitapları satılmayan birinin kalkıp kendini büyük yazar ilan etmesi, o gerçekten büyük yazar olsa da, yayınevleri için sinek vızıltısıdır. Vasat kitapların revaçta olduğu bu sistemde iyi ya da kötü yazar olmanın hiçbir anlamı yoktur. Hatta kötü yazar olmak daha iyidir.</p>
<p>İşte bununla herhangi birinin kalkıp kendini <em>Türk edebiyatının en büyük yazarı</em> ilan etmesinin hiçbir sakıncasının olmadığını söylemek istiyorum. Kim bir tahtı boş bulur da gidip oraya yerleşmez. Sonuçta tahtta oturan birinin güzelliğine, çirkinliğine bakılmaz. Bir sersem bile rahatça bunu yapabilir, kimse de ona durup durduk yerde ün kazandırmak istemediğinden ağzını açmaz. Çünkü bugün mesele, yazarın yetenekli olup olmadığı değildir; kitabın satıp satmadığıdır. Bu sebeple o makam daha çok sıradan <em>best-seller</em> yazarlar içindir. Hatta bana sorarsanız, Türk edebiyatının en büyük yazarı olmaya Amerikalı bir yazar yakışır. Elbette post modern yazarlarımız Amerikalı yazarları taklit ettiğinden o makamın ayakucuna bile yetişemez. Bu yüzden o tahta Amerikalı bir yazarın oturmasına da ses çıkarmayacaklardır.</p>
<p>Şimdi okur neden kendimi <em>Türk edebiyatının en büyük yazarı</em> ilan ettiğimi anladı mı? İddia sahibi olmaktan korkulmaması gerektiğini göstermek istedim. Bu yüzden iddiaların en çılgınıyla ortaya atıldım.</p>
<div class="wpb_column vc_column_container vc_col-sm-8 vc_col-lg-6 vc_col-md-7 mpc-column" data-column-id="mpc_column-585e26fba02a928">
<div class="vc_column-inner vc_custom_1491469912875">
<div class="wpb_wrapper">
<div class="mpc-button__content mpc-effect-type--none mpc-effect-side--none"><a href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/">yeni çıkan kitaplarıma göz atın</a></div>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr/neden-kendimi-turk-edebiyatinn-en-buyuk-yazari-olarak-ilan-ettim">Neden kendimi Türk edebiyatının en büyük yazarı olarak ilan ettim ?</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.bedrettinsimsek.com.tr">Bedrettin Şimsek</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
